sacmalamalar: “Ölmek için güzel bir gün” diyebileceğiniz bir an olmayacak. O gelip...
“Ölmek için güzel bir gün” diyebileceğiniz bir an olmayacak. O gelip size çarpmadan önce izin almayacak. Filimlerde gördüğünüz gibi olmayacak hiçbir şey. Sabah kalktığınızda bir şeyler hissetmeyeceksiniz. Hazırlık yapıp beklemeyeceksiniz. O cümleyi söyleyecek cesaretiniz de olmayacak zaten. Size…
Ötem beri geldi.
Bu yazacağım yazıya 857687 kere başlayıp bi o kadar da sildim. Yazdım yazdım sildim. Çok ayrıntıya girdim, sildim. Girmedim yine sildim. Kafam allak bullak, herşey birbirine girdi. En iyisi yazmamak. Yine neden böyle oldu ki şimdi? Yani demem o ki bugün şehrimin iki birbirinden zıt semtlerinde ve kafelerinde bulundum. Biri Eski kafa yani muhafazakar kesimin çokça uğradığı nezih bir kafe. Diğeri ise Suadiye Havelka. Çıkarımlarım şudur ki; aslında bi çıkarımım da yok. Ben insanları dış görünüşlerine, fikirlerine, yediklerine ve içtiklerine göre değerlendirmiyorum, bunu bi kere daha anladım. İki birbirinden zıt kafe de oturan insanların yahut zıt fikirlerinin gözümde zerre artısı veya eksisi yok. Ne kadar insan olabilmişleri önemli benimçün. Bak yine yazacağımı unuttum. Sabaha kadar çalıştığım dersin sınavına girdiğimde de böyle olmuştu. Yazacak bir sürü şey biliyorum ama beynimin içinde bildiğim her bir kelime başka yöne doğru uçuyordu. Yakalamaya çalıştıkça daha çok kaçıyolardı ve çok sinir bozucuydu. Kağıda toparlayabildiğim bir kaç cümle yazıp çıkmıştım. Sonra eski kafa da otururken bi kız geldi yanımıza, bişeyler anlattı kendi dilinde. Türkçeyle ingilizcenin birbiriyle harmanlandığı ama çoğunluğun da ingilizcenin yer aldığı bir dildi bu. Ve kelimeleri o kadar yuvarlıyodu ki anlattığından bi bok anlamadım. Bi kahkaha patlatacaktım ama o da içimde kalmalıydı, ayıptı çünkü. Sonra Havelka da iki arkadaşımda tavlada sikti beni. Zaten yendiğim nadir görülmüştür ama bi insana bu kadar da yürünmezki :p Fesleğenli tost fena değil, Moda da izlediğimiz film (Açık çek) Allah da onları kahretmesin, kahkahalarım içimde patladı. 3 tane araba nedenini bilmediğim bir şekilde bizimle yarışmaya başladı. Biri sürekli üstümüze kırıp korkutmaya çalıştı. Ben korktum da şoför arkadaşıma sökmez, altındaki arabayı götüne sokar hiç de acımaz çıkacak masrafa. Bense canımın derdindeyim, henüz ölmek istemiyorum da. Ben şu an ne anlatıyorum niye yazıyorum bunları buraya hemde aklım başka yerdeyken bilmiyorum ama zaten de yazamıyorum kaldı ki yazmayı da pek becerdiğim söylenemez ama açıkça saçmalıyorum mu şu an sanırım. Bir arkadaşım yeni bir ilişkiye başladı, bir diğeriyse evlendi. Mutlu olsun diyemiyorum niye olsun ki? Olmasın ağbi bence. Ya da eğer varsa Allah’ından bulsun. Bilmiyorum hiç. Neyse.. Adam olun, insan olun önce adam olun lan! Ben bu iki kesim insanın hangisinden miyim? Her ikisindenim ama ne olduğumun, ne kadar olduğumun çok farkındayım. Bu o kadar uzun ve kapsamlı bi konu ki normal zamanda sayfalarca yazabileceğim kadar bi konu bu ama kelimeleri bi türlü yakalayamıyorum. Ben en iyisi uyuyim. :(
Geçen pazartesilerden birinde, saat 11 civarlarından telefonum yanık yanık çalmaya başladı.. Arayanın kim olduğunu görmeden daha çalışından anlamıştım bi bokluk olduğunu ve arayanı da görünce 1 salise içinde hem kaynar hem soğuk sular başımdan aşağı dökülüp, dilim ters dönüp gözlerim yuvalarından fırlayıp telefonun ekranına yapışıp kaldı. Arayan O’ydu, O! Nasıl olurdu!? Nedendi!? Bir zaman aşığı olduğum, arkadaşım, dostum, sırdaşım, muhabbet etmekten orgazm olur gibi keyif aldığım, hıyar, pezevenk, piç kurusu, bencil, o! Hiç beklemiyor ve düşünmüyordum o yüzden bu kadar afallamam..
Hemen kendimi toparlayıp telefonu açtım.. Biraz havadan sudan konuştuktan sonra o malum ‘ee sen neler yaptın görüşmeyeli?’ diye soruverdim ki biliyorum bi karın ağrısı, bi sıkıntısı var.. ‘Ben çok şeyler yaptım; nişanlandım, taşındım vs.vs. ‘evleniyorum üzüldün’ mü?’ dedi.. Hadi sadece ‘evleniyorum’ dese neyse, ‘üzüldün mü!?’ ne demektir biri bana açıklasın, ben hala algılayamıyorum da.. ‘Seni ikinciye evlendiriyorum alışkınım buna’ dedim, hafızamı toparlamaya çalışırken.. Sonrasında evleneceği hatunu methetmeler, uzun zamandır hiç bu kadar huzurlu olmamıştımlar, birbirlerini ilk gördüklerinde biz evlenmeliyiz demişler vesaireler vesaireler.. Ama bunların yanı sıra beni çok özlediğini ve çok sevdiğini söylemeler, evlense bile görüşmek istemeler, hatta ve hatta nişanlısının ağbisiyle beni evlendirmeyi düşünmeler, hep yanında gözünün önünde olmamı istemeler, beraber tatile gidermişizler aman da ne güzel olurmuşlar havuza da girermişizler, aslında ben kabul etsem 2. karısı olmamı istermiymişimler.. HÖNK!? HÖÖÖÖÖÖÖÖÖNNNKKK!? Sessizce dinledim bir süre, dedim Allah da kahretsin neden bi yerlerden şaka yaptık diye kameralar çıkmıyor!? Konuşma devam ettikçe ‘e hadi kameralar çıkın artık bak boku çıktı sikerim belanızı’ diye bi düşündüm ama yo yoo şaka değildi Allah kahretsin ki şaka değildi..
Ben kime aşık olmuştum böyle.. Karısının ağbisine beni alıp her fırsatta köşe bucak oramı buramı elleyecek kadar aşağılık düşüncelere sahip bu adama mı? Kabullenemiyorum, sindiremiyorum.. Dünyanın en temiz, saf, içten ve gerçek duygularını en dorukta gerçekten bu adama mı beslemiştim?.. Ben hayatıma giren hiç kimseyi bu adamı sevdiğim kadar sevmemiştim.
Uzatmayacağım..
Düğün hediyesi olarak adına çok üzüldüğüm dünya güzeli karısına vibratör almayı düşünüyorum, nereden temin edebilirim?
(Kaynak: ihtiyarkeci)
Anladım ve deneyimledim ki insan 2 gün boyunca oturduğu koltuktan tuvalet ve yemek ihtiyacını gidermek dışında kalkmazsa şizofreninin eşiğine gelebilir. Hele ki benim gibi kafasının içinde sürekli muhabbet ve koşuşturma halinde küçük küçük insancıklar varsa zaten git kendini as bence..
Evde ne zaman yalnız kalsam ve dışarı çıkmak için plan yapmaya başlasam nereye gideceğimi ne yapacağımı düşünürken hep ama hep uyuyakalıyorum. Onu mu yapsam bunu mu yapsam ne giysem ne giymesem gitsem mi gitmesem mi arasam mı yok aramıyım işim var derse üzülürüm ama yalnızım da nereye gitsem sinemaya mı ne yapsam ne ne ne.. Tüm bunları ve daha fazlasını düşünürken pilim bitiyor doğal olarak..
Yani ne yapsam ne yapsam ah uh diye düşüneceğime, giysem spor ayakkabımı eşofmanımı, çıksam azıcık sahilde yürüsem pıtır pıtır, o önceden hep gittiğim gizli yerimde bi çay kahve içsem sonra evime gelsem paşa paşa.. Ama yok! Plan yapmaya çalışırken de bunları düşünmüyor değilim ama bir sürü fikir aynı ayna aklıma gelince arada kaynayıp gidiyorlar işte..
Mütemadiyen ‘kaygılıyım’, stresliyim, beklemedeyim..
Sonuç, kendimi gecenin bi yarısı koltuğumda battaniyeme sarılmış vaziyette uyanırken buluyorum. Kendime yaşattığım onca stres, bunalım ve yalnızlıktan dem vurmalarım da cabası..
Halbuki çok basit, giy sporları at kendini sokağa! yol nereye götürürse..
Hayatımı idame ettirmekten geçtim, hayatımı ‘basit’ bile yaşayamıyorum..
Toz alıyordum da aklıma geliverdiler birden..
Bugün pazartesi malum temizlik günümüz, ben de payıma düşen yerlerin tozunu memnuniyetsizlikle alırken aklıma birden arkadaşlarımın tavırları düşüverdi. Düşündüm düşündüm, kurdum kurdum, kinlendim kinlendim dedim ben bunlara niye katlanıyorum ki..
Biri sürekli hayatından şikayet eder vır vır vır, biri bencilliğinden kıskançlığından ve ezikliğinden ölecek, diğeri içten pazarlıklı pis fesat, bir diğeri yine şikayet şikayet şikayet, sanki hiç iyi bir şey yaşamıyormuş gibi.. Diğeri saf hiç bulaşmaz böyle işlere, anlamda veremez hiç böyle şeylere. Bir diğeri kuzenimi ondan kıskandığımı zanneder, ki o salak da artık arkadaşım filan değil hiç bir zaman da olmamış, kafasında kurmuş kurmuş en sonunda bu kanıya varmış.. O gün olanlar da hala sinirimi bozar, insanlar yakınlarım tuhaf.. Koruma içgüdüsünün adı kıskanmak olmuş, tuhaf. Ve diğerleri, yani canımlarım. Onlar hep orda kalsınlar..
Ben salağım, herkes herşeyi çok iyi biliyor deyip geçiyorum bunlara ama işte pislik temizlerken aklıma düşüp sinirimi bozmayı da başarmıyor değiller..
Sürekli evliliğinden şikayet edip ve ya yaşadığı herhangi bir şeyin, olayın, hep kötü yanlarını dinleyince insanın ister istemez beynine kazınıyor bunlar. Neredeyse erkekten evlilikten hayattan soğuyacam lan. Hiç mi iyi bir şey yaşamıyorlar hayatların da ikili ilişkilerin de ben anlamadım. Ya da yaşanmış iyi anları ‘aman nazar değer’ diye kendilerine mi saklıyorlar ben yine bilemedim..
Ayrıca ben de mükemmel bir arkadaş değilim, elimden geldiğince özenli davranıyorum, verdiğim kıymeti göstermeye çalışıyorum, dinliyorum vs. vs. ama muhakkak gözümden ve dilimden kaçan şeyler oluyor. Oluyor, olacak da.. İnsanım ki.. Çok sevdiklerimi kırabiliyorum da, olabiliyor istemesem de, kırdığımı o an anlamasam da..
Ama kendim de bildiğim ve sonuna kadar savunacağım şeyler var ki bunlara zarar geldiğinde tırnaklarımı çıkarırım, ağzına burnuna sıçarım ha! Ben fazla susuyor olmalıyım ki çevremdekiler beni anlamıyor bu, ince düşüncesiz sanıyo olabilirler. Yanlış yapıyorum, ben de her olanı dillendirmeliyim, can sıkmalıyım, es geçmemeliyim, utandırmalıyım doğru.. Doğru, insanların yüzüne yüzüne ‘insan işte yapar, düşünemez’ deyip üstünlük taslamalıyım doğru.. Neyse acıktım ben. Bırakayım da herkes herşeyi çok iyi bilmeye devam etsin..

